Kuaförlüğün Tanımı:
 
Kuaförlük günün modasına ve saçı yapılanın zevkine göre, vücut ve yüz ölçüleri ile sosyal yaşantısına da uygun olarak, saçın kesimini, biçimlenmesini, boyanmasını esas alan bir meslek dalıdır. Bu amaçla, saçların kesilerek, sarılarak, taranarak diğer usül ve araçlarla şekillendirilmesi, koyudan açığa, açıktan koyuya saçların değişik renklere değişik usül ve ilaçlarla boyanması, takma saçlarla ve aksesuarlarla değişik saç biçimleri yapılması, çeşitli saç kozmetik ürün, ilaç ve gereçlerle, düz saçları kıvırmak, kıvırcık ve dalgalı saçları düzeltilmesi işlevini amaç edinen, bilimsel yöntemlerle saçlara estetik biçim veren meslek dalıdır.
 
Kadın Berberi = Kuaför
Türkçe de KUAFÖR olarak dilimize yerleşen bu kelimenin aslı Fransızca, “COFFEUR“dur. “BERBER” demektir.
 
1965-70 yılına kadar Türkiye’de erkeklerin traş olduğu berbere “Erkek Berberi” kadınların saçlarını yaptırmak için gittikleri berbere de “Kadın Berberi” denilirdi. Berber salonlarının camlarında, tabelalarında “Berber”, “Kadın Berberi” yazardı. Mesleğimizin ası adı “Kadın Berberi”dir.Vergi dairelerinde, mahkemelerde, askerlik şubelerinde ve bir çok resmi yazılarda, hatta nüfus sayımında da meslek adımız “Kadın Berberi” olarak geçerdi.
 
1970’li yıllardan bu yana Türk toplum hayatındaki değişim ve gelişimin getirdiği yeniliklerle beraber (büyük şehirlerden başlayarak” pek çok meslek dalında Türkçe isimlerin değiştirilik bunun yerine yabancı isimler kullanılmaya başlanmıştır. Örneğin, bakkalın adı “market”, lokantanın adı “restorant” pastanenin adı da “cafe” olduğu gibi daha pek çok meslek yabancı isim akımına uğramışken bayan berberinin adı da “kuaför” olarak değişmiştir.
 
Aradan zaman geçtikçe bu değişiklikle de yetinilmeyip, kuaförün önüne işyeri adı olarak mesela, “Bella Dona”, “Sunshine”, “Tiffany” ve “Juliette” gibi, pek çokk kimsenin anlamını bilmediği, hatırlanması, söylenmesi zor, özenti ve yabancı isimler kuaför tabelalarına yazılmıştır.
Bütün bunlara rağmen bugün bile, Maliye Bakanlığı ve vergi dairelerinde, Milli Eğitim Bakanlığı ile Çıraklık Eğitim Merkezlerinde ve diğer resmi kuruluşlarda mesleğimizle ilgili kanın, kararname, yönetmelik ve yazılarda Türkçe ifadesi geçerli sayılarak meslek adımız “Kadın Berberi” olarak geçmektedir.
 
SANATSAL FORMASYONU
 
Tarihsel gelişimi içinde saç biçimlendirmenin insanı bütünleyen süsleyici bir unsur olarak artislik bir düzeyde ele alınması, form, ren uyumu gibi estetik sanat fonksiyonlarına bağımlı bulunması, temelde kinetik (değişken-hareketli) ve dramatik sanatları bütünleyici olması ise; sanatsal ve estetik kavram olması modanın önde gelen unsurlarından birisi olarak düşünüldüğü için, Avrupa’da ve pek çok ülkede kuaförlük sanatı güzel sanatların bir dalı sayılmaktadır.
Türk insanının özünde ve karakterinde güzel sanatlara olan duyarlılığın ve yaratıcılığın örnekleri, kuaförlük sanatında da görülmekte, renk güzelliği zarif ve estetik saç modellerinin meydana getirilmesinde becerisi ve ustalığı ülkemizdeki değerli sanatkârlar tarafından en iyi şekilde uygulanmaktadır.
 
DÜNYADA SAÇ TUVALETİNİN TARİHÇESİ VE GEÇİRDİĞİ EVRELER
 
Erkek ve kadın vücudunda, başı hem koruyan hemde süsleyen saç, insanlık aleminin meydana gelişinden bu yana yüzyıllar boyuncaher devrin zevkine, güzellik ve güzelleşme anlayışına göre türlü türlü, biçim biçim kesilmiş, taranmış, toplanmış, örülmüş, dağıtılmış, kendi renginden başka renklere boyanmıştır.
 
M.Ö. 4000’kerde Mısır’lılar ve Asya’lılar arasında geçimini bu meslekten sağlayanlar vardı. O zamanlar “Barbier” denilen berberler, dükkan dükkan dolaşarak müşteri bulup traş ederlerdi.
Genellikle bu tarhilerde saç ve sakal berberliği, hatta peruklar ve takma bıyıklar yapılmaktaydı. Bu insanların sadece berberlikle değil başka küçük el sanatlarıyla da uğraştıkları görüldü.
(Örneğin; bizde eski berberlerin traştan başka diş çekmek, sünnet etmek, hacımat yani kan alması gibi.) O tarihteki berberler model olarak güzel esir kızlarını kullanırlardı. Bundan da anlaşılacağı gibi insanlığın Orta Asya’dan dünyaya yayıldığı gibi, berberliğin de doğu medeniyetinden batıya göç ettiği görülmektedir.
 
Bugünkü anlamıyla kuaförlük takriben 1789’da Fransa’da başlamıştır.
 
1870 yılında Fransız kuaför MARSEL GRATEUA ödülasyon yapmaya başladığı zaman salonuna gelen müşterilerin saçları hep düz idi. Dalga öğrenmek için çok iptidai şekilde bir demiş maşa yaptırarak dalga tekniğini annesinin saçında öğrenmeye başlamıştır.
 
Sonra da müşterilerine uygularken elinde bulundurduğu demirle çalışmakta güçlük çekiyordu.
Bilhassa düz saçlarda başarı sağlayamıyordu. Birgün saçları çok sert bir müşteri gelmiş ve annesinin başındaki dalgaları göstererek “bu şekilde ondülasyon istiyorum” demiş. Marsel hiç ümidi olmadan işe başlamış, fakat yaptığı saç çok güzel olmuş. Başka hanımlar tarafından çok beğenildiğinden Marsel’in cesareti artarak daha güzel ondülasyonlar yaparak çok para ve ün kazanıp eski küçük dükkanını kalfasına satıp 1882’de Paris’in göbeğinde yeni bir dükkan açıp çalışmaya başladığı zaman, geçmiş yıllara nisbetle bir baş için aldığı para gün geçtikçe de artmıştır.
 
Bu artış o’nun isteğiyle değil, müsterilerin takdirleri ile gerçekleşiyordu. Bu fazla ücreti ödemek Marsel’in sanatı karşısında hanımlar için kaçınılmaz olmuştu. Marsel Kullandığı “maşa”yı hiç kimseye göstermedi. O’nun bu başarısı Paris’te diğer kuaförler arasında kıskançlığa yol açtı, gazetelerde aleyhinde bir çok yazılar çıktı.
 
Marsel’in bu ondülasyonu nasıl yaptığının sırrını öğrenmek için çok çaba harcadılar. Bu arada başka milletlerden sanatkârlar gelip Marsel’in modasını ülkerine götürdüler. Marsel 1897 yılında mesleğini milyoner olarak bırakıp sakin bir hayat yaşamak için istirahate çekildi.
 
TÜRKİYE’DE KUAFÖRLÜĞÜN TARİHÇESİ VE GEÇİRDİĞİ EVRELER
 
Ülmekizde kadın saçı yüzyıllar boyunca makas yüzü görmeden uzatılmış, saçın kuvvetine göre bele, hatta topuklara kadar inmiştir.
 
Öyle ki; kadın güzelliği ve özellikle de görücüye salık verilen kızlar “Kirpiği yanağında, saçı topuğunda” diye övülürdü.
 
18. Yüzyılda II. Sultan Mahmut ve Lale devrinde Türk kadını saç tuvaletinde Avrupa modellerinden örnekler alarak alın üstüne Avrupa kesimi top kaküller salınmış uzun saçlar ense üstünde başın arkasında ve tepesinde topuz yapılmış ve bu topuzlar güzel hatlı elmas taraklarla süslenmiştir. O tarihlerde dekolte giyinmek, çalgı çalmak gibi kadının özgürlüğünü gösterir hareketler de başlamıştı.
 
1888’de İstanbul’da “Mukadderat” adında bir dergi yayımlandı. Bu dergi Osmanlı saray kadınına yeni bir çehre getirdi. Peçe atılmaya, baş açılıp saçlar biçinlenmeye başladı.
 
İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla beraber birden bire açılıp saçılan kadınlar, zaman zaman geleneksel çevrenin tepkisiyle karşılaştı.
 
İstanbul gibi büyük şehirlerdeki bu durum karşısında, köylerdeki kadınlar başları bağlı tütün, üzüm, pamuk yetiştirmekle uğraşıyorlardı.
 
1923 yılında Cumhuriyetin kuruluşundan sonra, Türkiye’nin savaş sonrası sıkıntılarından bir an önce kurtulup, modern bir devlet, çağdaş bir toplum düzeyine gelebilmesi için, Büyük Önder Atatürk tarafından bir çok inkılaplar yapılmıştır.
 
Bunlar arasında 1926 yılında “Türk Medeni Kanunu”nun kabulü ile 1930 yılında “Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Hakkı Verilmesi”de vardı. Böylece çarşaf içinde, peçe altında ve kafer arkasındaki Türk kadını tarihe karışıp, yerine uygar ülkelerde olduğu gibi sosyal, siyasal ve ekonomik özgürlükleri ile gerçek anlamda Türk milletinin özüne yaraşır şekilde kadına değer verilmeye başlanmıştır.
 
Kadının özgürlük kazanmasının bir simgesi olarak Cumhuriyet gazetesinin 1929 yılında “Türkiye’de güzellik yarışması yapılmalıdır” diye ortaya atmış olduğu öneri benimsenmiş ve ilk defa o yıl yapılan güzellik yarışmasında ;
 
Feriha Tevfik Hanım,
1930’da Mübeccel Namık Hanım, Türkiye Güzellik Kraliçesi seçilmişlerdir. Aynı yıl Neriman Halis Hanımın Avrupa Güzellik Kraliçesi ve ertesi sene de Dünya Güzeli seçilmesi, Türk kadının toplumdaki eşit yerini almasına, Türkiye’nin Avrupa ülkelerinde tanınmasına vesile olmuştur.
 
İşte o yıllarda Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerde gece hayatı yavaş yavaş canlanıp renklenmeye başlamıştı. Yabancı ülke sefirlerine ve Türkiye’yi ziyaret eden konuklara verilen yemek davetlerinde, diğer resmi ve özel kokteyl toplantılarında, düğünlerde ve Cumhuriyetin kuruluşunun her yıl coşkuyla kutlanmasıana vesile olarak düzenlenen Büyük Cumhuriyet Balosu ile, her yıl yapılan gazeteciler ve Tıp Balosu gibi sosyal yaşantıda önemli yeri olan eğlence ve toplantılarda Türk kadını giyim ve kuşamında olduğu gibi “saç tuvaletinde”de yenileşmeye ve modaya uyum sağlamaya başlamıştı.
 
Türkiye’deki bu yenişlenmenin heyecanıyla o yıllarda kadınların saç tuvaletine çok önem vermesine rağmen, kadın berberliği teknik yönden ve kullanılan makina, ilaç ve araç-gereç bakımından da bugünkü kadar gelişmediği için, sanatkârlar zor şartlarda çalışarak ve alet olarak da maşa, makas ve tarak kullanarak sanatlarını o günün şartları içinde başarıyla yapmışlardır.
 
Kadın berberliğinin İstanbul’dan başlayarak Türkiye’de yayılması şöyle olmuştur. 1917 yılında Rusya’da ihtilalle başlayan savaşın bitmesinden sonra, İstanbul’a kaçıp gelen dört kadın berberinden ikisi Beyaz Rus “Maks” ve “Jorj” diğer ikisinden biri Alman “Sezar” ve diğeri de Fransız “Blazi” idi. O yıllarda İstanbul’da kadın berberinin sayısı 10’u geçmiyordu.
 
İstanbul’un meşhur kadın berberi Blazi’nin çırağı olan Marsel, o yıllarda büyük başarı gösterip üne kavuştu. Ekmeğin okkasının on kuruş olduğu o zaman Marsel’in günlük kazancının 450 lira olduğu tahmin ediliyordu. Marsel’in İstiklal Caddesindeki dükkanında 30 kişilik personel çalışırdı.
 
1930-40-50 yılları arasında İstanbul’da kadın berberi olarak çalışan “gayri müslim” snatkârlardan bazıları şunlardı: Onnik, Edmon, Ferdinant, Marsel, Mina, Jorjj, Aristokli, Edmon ve Nino kardeşler, İspiro, Viktor, Jül Halama, Hanri Kasar, Vili ve diğerleri. Vili daha sonra Müslüman olup “Veli Acar” ismini almıştır.
 
İstanbul’da İsmail Hakkı Sun, Veli Acar, Aristokli, Angiladis, Necati Pelit, Vasil Tekdaban, Rafet Targün ve Şükrü Şaşmaz’ın öncülük ettiği bir grup kadın berberi tarafından ilk kez 1950 Yılında “İSTANBUL KADIN SAÇ TUVALETİ SANATKÂRLARI CEMİYETİ” kurulmuştur. Cemiyet Başkanlığını İsmail Hakkı Sun’un yaptığı o yıllarda Ahmet Kırgül, Bekir Aydıner, Ali Erkan ve diğer bazı ustalarda mesleklerini etmişlerdir.
 
1929 yılında Ankara’ya ilk gelen kadın berberi Petro Vasilic idi. Petro daha sonra Türk vatandaşı olarak “Şükrü Moray” adını almıştır. Ankara’da Şükrü Moray’dan başka kadın berberi olarak Hakkı Gürkan, Mustafa Süsler, Rıdvan Şiraz, Jan Rossie, Niyazi Kurgun, Celal Çınar, Fikri Erbaş ve diğerleri İzmir’de ise Şükrü Akan, Hasan Vardar, Yaşar Vicdanlı ve Bedri Öztoprak ile daha birçok ustaların verdiği hizmetlerle 70 yıldan bu yana Türkiye’de kuaförlük sanatı bugünkü seviyesine ulaşmıştır.